Ada fatihi

Günlerden 29 Nisan 2011, güzergah Heybeliada. Yükümüz ağır: Enis Bora’nın puseti, stoktan yanımızda getirdiğimiz sütlerin bozulmaması için izole çantamız, içi tıka basa dolu bir bavul, bir sırt çantası büyüklüğünde fotoğraf makinesi çantası, meleğim için temiz bir çarşaf ve pikenin bulunduğu torba… Çok kalabalık bir tablo geldi gözünüzün önüne değil mi? İnanın gidene kadar biz de bir hayli yorulduk.

2 günlük ada maceramız çok keyifliydi. Sadece ben söylemiyorum, bakın resim de beni onaylayacaktır:)   Hava gayet güzel güneşliydi, ailecek yüzümüze renk geldi. Balıklar enfesti, ama gelen hesaplar o kadar şahane değildi. Güzel bir hovardalık oldu. Miniğimin maceralarına bakacak olursak:

Otelin Koko isimli gri renkli papağanı tüm uğraşlarına rağmen ilk gün oğlumun ilgisini çekmeyi başaramadı. Papağandan ses geldikçe oğlum ya bana ya babasına baktı. Sanırım, bizim gibi görünen varlıkların dışındaki herhangi bir varlıktan ses ve kelime çıkacağına ihtimal vermedi. İkinci günün sabahı artık tuhaf görünümlü varlıklardan da kelimeler duyabileceğine alıştı sanırım. Sonrasında da melegim bir  bülbül kesildi. Koko ile karşılıklı çığlık atma ve değişik ses çıkarma yarışına girdiler.

Adadaki ilk günümüzde akşamüstü balık keyfimize tabii ki adanın kedileri de eşlikçi oldu. Kedi sever ailesi olarak balık kafalarını kediler ile paylaşma iyiniyetimiz, kedilerin birbiriyle ekmek kavgasına girmesine neden oldu. Uzun süre kedileri inceleyen minnoş, kavga ettiklerini anlayınca, çığlığı bastı ve ağlama krizine girdi. Pek duygusal olacak galiba kendileri.

  •  İlk gün akşamüstü otelin bahçesinden günbatışını seyrediyoruz. Elimizde şarap   kadehleri ve ben bir yandan oğlanın uyuması için aylardır karşı çıktığım şeyi yapıp, pusetini sallıyorum. Ama Enis Bora uykuyu tercih etmek yerine havadaki martılar ile arkadaş olmaya karar verdi sanırım. Attığı çığlıkların ne anlama geldiğini anlayamayan ve korkan martılar resimden de görebileceğiniz gibi anında dağıldılar.

Kocaman, geniş yatağına alışmış olan meleğim, küçücük park yatağını görünce şaşırmaktan uyuyamadı. 50-60 kere yatır kaldır yaptıktan sonra, kendi yatağımıza aldık, uyur ümidiyle. Durumdan çok memnun olan Enis Bora, bir bana bir babasına sarılmaktan yine uykuya dalamadı. Sonunda kendisini pusetine koyup, uyuttuk. Sonrasını hiiiiç anımsamıyoruz:) Korkmayın korkmayın, uykuya dalar dalmaz minnoşu yine park yatağına yerleştirdim. Pusette tüm gece uyumasına asla izin vermezdim zaten.

Genel olarak çok keyifli geçirdiğimiz bu iki günlük tatil, sonraki tecrübelerimiz için bir ışık tutacaktır sanırım.

Reklamlar

2 Yanıt

  1. Nasıl da keyfi yerinde Boracık’ın! tam bir pamuk surat!

  2. Teşekkür ederiz pek çok. Fazla mı pamuk acaba, tüm kızarıklıklar hemen dikkat çekici ve soru işareti uyandırıcı oluyor da:)

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: