Ben hayatta daha ne isterim ki?

Kendini bildiği günden beri babacı olan oğlum, Kasım ayından itibaren bana da sevgisini göstermeye başlamıştı. Artık işten eve gelince yanak yanağa dolaşır hale gelmiştik. Tabii sınırlı saniyeler için ama olsun bu da yeterliydi çoğu kez benim için. O kadar alışmıştım ki bu ritüele, Kasım ayı sonundaki Almanya seyahatim boyuncaher fırsatta miniğimin resimlerine ve son anda çektiğim 1-2 videoya bakıp bol bol hüzün yaşamıştım.

Döndükten sonra sevgimiz daha da arttı. Artık eve gelince süt ritüelimizin yerini yatağa beraberce yatıp oyun oynamak, sarılmak kısacası bol bol sevgi gösterisinde bulunmak aldı. Süt ritüelimizi ise yatmadan önce, masal sonrasına kaydırmıştık.

Bugün ise önceki günlerimizden farklı bir gündü. Çarşı herşeye karşı hesabı, miniğim sabah kalktığından beri her soruya “ı ıh” ile (kendince reddediyor) cevap verdi. Sabah mahmurluğudur diye düşünmüştüm ki, eve geldiğimde anladım ki yanılmışım. Hala herşey “ı ıh”.

– Oğlum öp anneyi!

– I ıh

– Oğlum sarıl anneye!

-I ıh

-Oğlum süt ister misin?

– I ıh

– Atta? Miniğim hemen atladı bu soruya ama gidip ablasının boynuna sarılıp, onunla gitmek istediğini belli etmek için her davranışı sergileyerek…

Ablası gidince, miniğimin hırçınlığı biraz daha arttı ve salon kapısını yüzüme kapadı. Ben de ağlama sesleri çıkarıp başka bir odaya geçtim ve beklemeye başladım. Sonuçta salonda ışıklar yansa da uzun süre yanlız kalamazdı orada. Nitekin 1-2 dakika sonra kapıyı vurmaya başladı. (Henüz salon kapısını açamıyor – aslında şu an itibariyle açabildiği tek kapı var: sokak kapısı!)

Hemen salon kapısını açtım, miniğimin boyuna indim ve kollarımı açıp, canımmmmm dedim. Neyseki kocaman bir gülümseme ve sevindiğini belli eden inceltilmiş ses tonu ile “ayyyyyyyy” dedi ve gelip sarıldı. Bu davranışından cesaret alıp kendisini kucaklamama aynı oranda sevindiğini söyleyemem ama neyseki çok ciddi bir kriz de çıkarmadı.

Sonrası mı? Yatakta yaklaşık 1,5 saat süren sevgi dakikaları… Aç ve kapa kelimelerine çok iyi hakim olan miniğim önce ellerimi sonra kollarımı açtı. Şöyle bir inceledikten ve sanırım kendince hesap yaptıktan sonra da sırtını bana vermek suretiyle kollarımın arasına yatıp, kapa emrini verdi. Böylece kendisini sarmalamamı istediğini belli etmiş oldu. İşte o an, duygularımın en tepeye çıktığı, içimden birşeylerin akıp gittiği andı. Ve kulağına fısıldadığımı anımsıyorum: Ben hayatta daha ne isterim ki! Kariyer mi?! Para mı?! Boşverin, oğlumun o basit iki kelime  ile “aç-kapa” hissettirdiklerini bu dünyada hiçbirşey hissettiremezmiş gibi geliyor. Şu anda bu satırları yazarken bile aynı enerjiyi ve duyguları hissedebiliyorum…

Ne kadar o şekilde yattık, kaç kere onu çok sevdiğimi söyledim, hiç bilmiyorum. Sonrasında da yanak yanağa uzanıp tavanı seyredip, gün içinde yaşadıklarımızı kendi dillerimizde anlattığımız ikinci bir seans yaşadık. İnanın bu seanslar, en iyi masajlardan bin kat daha rahatlatıcı, en kuvvetli vitaminlerden bin kat daha güçlü.

Canım oğlum, seni çok seviyorum, benim minik meleğim. Ben hayatta ne isterim? Ben hayatta bir tek senin o  kocaman sevgini isterim.

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: