Meleğim’e mektup

Sevgili yavrum. Nasıl bir öğrencilik hayatın olacak? Derslerine çalışacak mısın yoksa kız ve araba peşinde mi koşacaksın? Nasıl bir bluğ çağı geçireceksin? Üniversiteye gidecek misin? Peki ya hangi bölümü seçeceksin? Mürüvvetini görebilecek miyiz? Her annenin olduğu gibi benim de kafamda buna benzer tonlarca soru var, cevaplarını yaşamadan bilemeyeceğim. Aslında belki de doğru bile değil o kadar uzak bir zamanda olacaklara odaklanmak, daha bugünü bitirmedik ki…

İleride bizleri neler bekliyor, neler yaşayacağız, nasıl etkileneceğiz…Tüm bunlar belirsiz. Ama bugün çok belirli yavrum: çok afacan bir çocuksun! Kimse de bunu inkar edemez. Çok uslu geçirdiğin “yenidoğan” döneminden sonra hiçbirimiz bu kadar gözleri felfecil okuyan, sürekli birşeyler karıştıran, düz duvara tırmanan bir çocukluk dönemi beklemiyordu senden sanırım.

Sporda öğrendiğin tırmanma kabiliyetini 3 kuruşluk evdeki kütüphanede gerçekten yapmak zorunda mısın? Tonlarca oyuncağın varken, annenin özene bezene aldığı bibloları alıp oyuncak haline getirmene ne demeli? Küçücük evimizde odadan odaya giderken bile illa koşmak zorunda mısın çocuğum, beyninde yürüme komutunu veren sinirlerde bir problem mi var? Koltukların sırtına da tırmansan tavana “henüz” ulaşamayacağını ne zaman anlayacaksın? Koltuktan koltuğa zıplayarak veya hoplayarak geçmekten daha medeni yollar da var! Sert zeminde her takla atma denemende biryerlerinin acıyacağını anlamak için kaç yüz denemeye daha ihtiyacın var? Annenin rujlarını sadece annenin sürebileceğini biliyorken neden sürekli o minik parmakların rujlarımın içinde? Saklanmak için illa çekmecelerin üzerine tırmanıp gardrobun içine mi girmen gerekiyor? Ya o çekmeceler kırılırsa?

Bu örnekler sonsuz belki ama son yaşadığımız vakayı ayrıntılı anlatmam gerekiyor burada. Umarım kızmazsın:)

8 yetişkin ve 4 çocuk hep beraber toplanmışız bir restaurantta. Yaşlarınız uygun olduğu için siz 3 meleği yanyana mama sandalyelerine yerleştirmişiz, etrafınız babalarınız ile çevrili. Hepinizin önünde bolca oyuncak; hamur, kitaplar, kalem, dvd player, arabalar. Güzel güzel oynuyorsunuz. Biran bir bakıyoruz ki sen yoksun çocuğum!!! Diğer tüm çocuklar gayet güzel oynuyorlar. Ama sen yoksun?! Nereye gittin? En önemlisi nasıl gittin? Çok şükür ki, aklımızı oynatmadan önce seni kaydırağın tepesinde bulduk, “bak, bak ben kayıyoyummm” diye gülerek söylüyorsun da. Evladım, 8 yetişkin olarak bizler ne o akşam ne de sonrasında senin kendini nasıl “kurtarmayı” başardığını anlamış değiliz.

Evladım, iyiki varsın, iyiki benim minik aşkımsın, ama bu kadar afacan olmak zorunda mısın!

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: